Meşhur Köfteci Recep Usta – Çengelköy

 

Hiç bir zaman yeni restoranlarda, eskilerin sadeliğini ve lezzetini bulamıyorum. Tabii yeniler de çok güzel ama alt tarafı bir köfte yiyeceğim dediğinizde, tabakta köfteyi bile göstermeyecek kadar ıvır zıvır dolduruyorlar. Eşim keşfetmiş; bir hafta sonu atladık Vespa’mıza ve fotoğraflamak ve deneyimlemek için gittik!

Devamını oku»

Çiya Restoran – Kadıköy

 

Bahar gelmek üzere ve insanlar tatillerinden dönüp, İstanbul sokaklarını doldurmaya başladılar. Bunlardan biri de biziz tabii ki; tatilden dönmüşüz ancak rehaveti hala üzerimizde, çalışmamız lazım ancak motivasyon eksikliği baş gösteriyor. Hal böyle olunca biraz gezip, biraz çalışalım deyip attık kendimizi sokaklara.

Hep duyuyordum çevremden, okuyordum gazetelerde ilk on’lar listesinde; ancak gitmek kısmet olmamıştı. Karar verdik artık keşfedelim diye ve atladık Vespa’mıza. Kadıköy’ü hem sevmişimdir hem de o kalabalığı beni biraz korkutmuştur. 30 Ağustos’u bahane(!) edip tatile kaçan insanlar sayesinde, sokaklar biraz daha tenhaydı.

Devamını oku»

Gusto Osteria – Roma – İtalya

Hem Avrupa’da keyif yapmak hem de uygun ama inanılmaz lezzetli yemekler tatmak istiyorum diyorsanız, bu yazıyı kesinlikle okumanız gerekiyor.

Devamını oku»

Deniz Kızı Balıkçısı – Yalıkavak – Bodrum

Tüm kışın yorgunluğu, sıkıntı ve stresini kafamı denize sokana kadar atamıyorum. Sanki o bütün senenin bitkinliği ‘cos’ diye ses çıkarıp yok oluyor. Bebekliğimden beri gitmeye alıştığım Bodrum’um burnumda tütmüş. Ben Bodrum’un tıkış tıkış sahillerini, akşam üzeri bikinilerle, ellerde içki tepinmelerini bilmem, sevmem de!

Devamını oku»

Le Relais de Venise – Paris

Lezzetli bir akşam yemeği için şehrin bir ucuna üşenmeden gidenlerdenseniz; mutlaka buraya uğramanızı tavsiye ediyorum. Zaten Paris denince akla gelen etlerin başında antrikot geliyor her ne kadar çoğu kişi bunu çok turistik bulsa da!

Le Relais de Venise Paris’in Porte Maillot bölgesinde yer alıyor. Masalar biraz sıkışık nizam yerleştirilmiş ve dekorasyon sanırım açıldığı 1960’lı senelerden beri değiştirilmemiş.Menüsü olmayan ama pek ilgili(!) garson hanımları olan bir yer burası.

Devamını oku»

Les Deux Magots – St Germain des Pres – Paris

Woodly Allen’in “Midnight in Paris/ Paris’te Gece Yarısı” filmini izlemişsinizdir. Filmi izlerken bu yazıyı yazmam gerektiğini anladım. Hemingway’in genç ve hızlı zamanlarındaki sahnelerinde hep ‘takıldıkları’ cafe olan Les Deux Magots’u o zamanlara uyarlanmış hali ile görüyoruz. O zamanlara uyarlanmış demem yanlış belki de çünkü şu anda bile Cafe’ye adım atar atmaz kendinizi film setinde gibi hissedebiliyorsunuz.

Devamını oku»

Sprüngli – Zürih

İlk kez makaron yediğim günü hatırlamıyorum ne yazık ki; ancak en iyisini ne zaman yediğimi hiçbir zaman unutamam. Tabii ki Fransa’daydı. Bazen çok sevdiğim tatları sahiplenip diğerlerini deneme fikri bile aldatma hissi uyandırıyor bende. Zürih’te bizim Cihangir’ imize benzeyen belki binalarının eli yüzü daha üzgün olan bölgesinde Zürich Bahnnoff sokağında yürürken canım ablam illa denemem gerektiğini söyledi. Suçluluk duymaya başlamışken en azından isminin makaron olmadığını öğrenmem bir anda fikri değiştirmeme yardımcı oldu.

Devamını oku»

Brasserie du Louvre – Paris

Şu sıra İstanbul’un bu güneşli ve temiz havası bana hiç durmadan sokaklarda yürüme isteği veriyor. Ancak acı bir durum var ki kendimde fark ettiğim yurtdışında nerede olursam olayım sabahın köründen gece yarılarına kadar hiç durmadan, yorulsam da şikayet etmeden haldır haldır yürürüm. Ancak iş İstanbul’a gelince nedense bir tembellik çöküyor üzerime ve yürümeyi bırakın merak edip gitmeyi sürekli ertelediğim yerler listem uzadıkça uzuyor.

Devamını oku»